“Ağlatan Soru”: Medyanın Çocuk Psikoloji Üzerindeki Etkisine Dikkat!

Bu günlerde ne zaman sosyal medyaya girsem karşıma bu manşet ile bir haber geliyor: “Ağlatan soru”

Küçük kız Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu’na ‘Benim babam beni ve annemi bırakıp gitti. Ben buna çok üzülüyorum. Şu an oruç tutuyor, orucu kabul olur mu?’ derken ağlamaya başladı ve herkesi de ağlattı. (Paylaşım bu şekilde)

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu’nun programına katılan “küçük kızın sorusu herkesi ağlattı” şeklinde yayınlanan ve küçük kızın bu videosunun her yerde manşet manşet paylaşılması…

Şimdi ben bu paylaşımların neresinden tutsam elimde kalıyor…

Annesinin yaşadığı problemleri çocuğa bu denli yansıtıp yaşatmasına mı söyleyeyim, bu videonun her yerde yayınlanmasına, o kız çocuğunun da bir birey olarak var olduğunu unutup ileride bir genç kız, bir kadın olarak var olmaya çalıştığında hafızalarda hep bu soru ile kazınmasının onda yaratacağı travmaya mı söyleyeyim?

Ebeveynlerin kendi sorunlarını çocuklarına yansıtmaları, çocukların duygusal sağlığı ve gelişimi üzerinde olumsuz etkilere sebep olabilir. Bu durum, çocukların gelişiminde önemli olan güvenli ve destekleyici bir ortamın oluşmasını engelleyebilir. Ebeveynlerin kendi sorunlarını çocuklarına yüklemesi, çocukların kaygı, stres, depresyon ve düşük özgüven gibi sorunlar yaşamasına neden olabilir. Ayrıca, çocuklar bu şekilde ebeveynlerinin duygusal yükünü taşıdıklarında, kendi duygusal ihtiyaçlarına yeterince önem veremezler ve kendilerini ihmal edebilirler.

Ebeveynlerin kendi sorunlarına rağmen, çocuklarına güvenli ve sevgi dolu bir ortam sağlamaları önemlidir. Ebeveynlerin, çocuklarının ihtiyaçlarını anlamaları ve desteklemeleri, onların duygusal sağlıklarının korunmasına yardımcı olacaktır. Ebeveynler ayrıca, kendi sorunlarını çözmek için yardım alabilecekleri kaynakları araştırabilirler ve kendi duygusal ihtiyaçlarına da özen göstererek, çocuklarına örnek olabilirler. Beraberinde ebeveynlerin çocuklarına karşı açık ve dürüst olmaları da önemlidir.

Ebeveynler, çocuklarına yaşadıkları sorunlar hakkında konuşarak, onların duygusal yüklerini hafifletebilirler. Ancak bu konuşmaların çocukların gelişim düzeyine uygun ve yeterince anlaşılır olması da önemlidir. Ayrıca, ebeveynlerin çocuklarına, yaşadıkları sorunların çözümleri konusunda da bilgi vererek, onların kendi duygusal zekalarını geliştirmelerine yardımcı olmaları önemlidir. Ebeveynlerin kendi sorunlarını çocuklarına yansıtmaması için, ebeveynlerin de kendi duygusal zekalarını geliştirmeleri önemlidir. Ebeveynler, duygusal ihtiyaçlarını karşılamak için sağlıklı yollar arayabilirler. Bu, ebeveynlerin çocuklarına daha destekleyici bir ortam sağlamalarına yardımcı olacaktır. 

Diğer açıdan bakacak olursak, çocuklarının yaşadığı travmaların medyada yer alması, ileride olumsuz etkiler yaratabilir. Özellikle cinsel istismar, fiziksel şiddet ve diğer türleri travmaların medyada detaylı bir şekilde yer alması, çocukların zihinsel sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir.

Bunun nedeni, medyada yer alan bu haberlerin çocukların psikolojik sağlığı üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilecek olmasıdır.

Bu tür haberler, çocukların güvenlik duygusunu etkileyebilir ve bu da kaygı, depresyon, özgüven eksikliği ve başka duygusal sorunlar gibi durumlarla ilişkili olabilir. Medyada yer alan bu haberlerin, çocukların maruz kaldıkları travmaların yanı sıra, toplumsal algı ve tutumlar üzerinde de etkisi olabilir. Bu tür haberler, çocukların hayatlarını olumsuz etkileyen sosyal problemlerin farkındalığını artırabilir, ancak bu tür haberlerin sunum biçimi ve tonu, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları gibi konularda doğru bir farkındalık yaratmak yerine, cinsiyetçi ve ayrımcı tutumları pekiştirebilir. Tıpkı bu ve benzeri haberlerde olduğu gibi.

Bu nedenle, medyanın çocukların yaşadığı travmalar hakkında haber yaparken, hassas bir yaklaşım sergilemesi, doğru bir dil kullanması, kişilerin mahremiyetini koruması ve farkındalık yaratmak amacıyla bu tür haberlerin sunum biçimlerini ve tonunu dikkatli bir şekilde düşünmesi önemlidir. Aynı zamanda, bu tür travmaların yaşanmasını önlemek için, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalığı artıracak programlar ve politikalar uygulanması da önemlidir. Medya, çocuklarının maruz kaldığı şiddet ve istismar gibi konuları haber yaparak, insanların bu konuda daha bilinçli olmasına yardımcı olabilir.

Aynı zamanda, bu tür haberlerin yayınlanması, toplumda bu tür travmaların kabul edilemez olduğu konusunda bir farkındalık yaratabilir ve toplumsal hareketlere öncülük edebilir. Ancak, bu tür haberlerin sunum biçimi, tonu ve içeriği, çocukların psikolojik sağlığı ve güvenliği açısından son derece önemlidir. Bu tür haberlerin yayınlanmasında, çocukların kimliğini ve mahremiyetini korumak, ayrımcılık yapmamak ve doğru bir dille yazmak önemlidir. Bu tür haberlerin yayınlanması, çocuklar ve aileleri için güvenli bir ortamın oluşturulması ve çocukların bu tür travmalardan korunmasını sağlamak için daha fazla kaynak ayrılması gerektiğini de vurgulayabilir.

Toplum olarak “normalleştirme” kavramına pek yatkınız. Nedir normalleştirme? Kurala uygun, alışılagelen, olağan… Peki sizde bu yapılanlar normal mi, biz mi normalleştiriyoruz? Aslında norma uygun değil. Fakat medyada, sosyal çevrede o kadar çok maruz kalıyoruz ki bir süre sonra bize de normalmiş gibi geliyor. Nöroplastisite kavramını duymuşsunuzdur. Beynin yapısal veya fizyolojik değişikliklere uğrama yeteneğidir. Beynimiz deneyimleri, algıları, davranışları ve düşünceleri tarafından sürekli olarak yeniden şekillenir. Öğrenme dediğimiz olgu da bu sayede gerçekleşir. Yani biz bu tarz norm dışı haber ve görsellere ne kadar maruz kalırsak beynimiz de bu durumu o kadar normalleştirecektir. Şöyle bir düşünün, geçmişte normal kabul edilmeyen, ayıplanan, dışlanan birçok olay ve olgu günümüzde kabul görüyor, normalleşiyor. Neden peki? Ne değişti? Değişen tek şey bizim bakış açımız, beynimizin algılayışı…

Lütfen bu konularda hassas olup, olmayanları da paylaşımlarına ortak olup paylaşmak yerine uyaralım. “Empati” kuralım. Ne çok kullanırız bu ‘empati’ kelimesini ama asla uygulamayız ya hani, belki uygulayan insanların sayısını artırabilirsek bu tarz olayların da önüne geçmiş ve insanların özel hayatlarına müdahaleleri ve gelecekte yaşayacakları sıkıntıların da önünü kesmiş oluruz. 

Sevgilerimle…

Instagram

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio’nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir